Antik Mısır’da Sanat

5 min


-1
-1 points

Herkes Mısır’ın tarihin uzak ufkunda kilometre taşları gibi dikili duran, zamanın hışmına uğramış taştan dağların, yani piramitlerin ülkesi olduğunu bilir. (resim-01-05)

Ne kadar uzak ve gizemli görünseler de, çok şey söylüyor bize bu piramitler. Onlar bize, bir kralın yaşam süreci içerisinde, taştan o kütlelerin dikilmesini mümkün kılabilecek yetkinlikte örgütlenmiş bir ülkeden; binlerce işçi ve tutsağı madenlerden taş çıkarmak, onları inşaat alanına çekmek ve kral mezarı tamamlanıncaya kadar yıllarca çalıştırıp o taşları en ilkel araçlarla bir bir dizdirebilecek kadar zengin ve güçlü krallardan söz ediyorlar. Hiçbir kral ve hiçbir topluluk, yalnızca bir anıt dikmek için bunca masrafı ve eziyeti göze alamazdı. Nitekim kralların ve kullarının gözünde piramitlerin pratik bir işlevi vardır. Kral halkı üstünde egemenlik süren kutsal bir varlık sayılıyordu. Bu dünyadan ayrıldığı zamanda, yanlarından geldiği Tanrıların arasına yükselecekti. O gökyüzüne çıkarken, piramitler, olasılıkla onun çıkışını kolaylaştıracaklardı ama her şeyden önce onun kutsal bedeninin korunmasını sağlayacaklardı. Çünkü Mısırlılar, ruhun öte dünyada yaşamını sürdürebilmesi için bedenin korunması gerektiğine inanıyorlardı. Bu yüzden karışık bir mumyalama yöntemiyle, bedeni sargılara sararak bedenin bozulmasını önlüyorlardı. Piramit kralın mumyası için dikiliyor, ceset ise bu koskoca taş dağının tam ortasına yine taştan bir mezar için yerleştiriliyordu. Ölü odasının duvarlarına ve çevresine dünya ötesi yolculuğunda krala yardımcı olacağına inanılan büyüsel işaretler çiziliyordu.

Mısırlılar için sadece bedenin korunması yeterli değildi, eğer kralın dış görünümü de yok olmazsa, o zaman sonsuza dek yaşaması kesinlik kazanıyordu. Bunun için heykelcilerden aşınmaz ve çetin bir granite kralın portresini oymaları isteniyordu. Bu oyma imgeyi; ruh o imgede ve imge sayesinde yaşamını sürdürsün diye, mezara kimsenin göremeyeceği bir yere koyuyorlardı. Heykelci sözcüğü o zaman “yaşamı koruyan kişi” ile eşanlama geliyordu.

Bu benzer inşa süreçleri başlangıçta yalnızca krallar için yapılırdı, çok geçmeden soylular da kral piramidinin çevresine düzenli sıralarla dizilmiş daha küçük mezarlar yaptırdılar. Gittikçe firavundan daha az insanlarda öte dünya tedbirlerini almak için pahalı mezarlar sipariş etmeye başlar oldu.

Piramitler çağının bu ilk portrelerinden bazıları Mısır sanatının en üstün yapıtlarından sayılır. (resim_06_mısır büst) Bu heykellerde yalınlık en göze çarpan şeydir. Yalınlıkta Tanrısallık vardır. Burada heykelciyi ilgilendiren sadece “öze varmak” olmuş ikincil her türlü ayrıntıyı boş vermiştir. Neredeyse geometrik denebilecek katılıklarına rağmen doğalcı bir portre anlayışına yakındırlar. Yani burada gerçeğe benzer bir büst yapılmak istenmiştir.

Bir vakitler acımasız bir geçmişte güçlü biri öldüğünde, öte dünyada kendine yaraşır bir hizmetçi topluluğuna sahip olsun diye, o güçlüyü, öldürülen uşakları ve tutsaklarıyla birlikte gömme geleneği vardı. Tabi bu tür gelenekler daha sonraları acımasız ya da pahalı bulundukları için terk edilmiş sanat, resim, heykel ve rölyefleriyle imdada yetişmiştir.

Bu kabartmalar ve resimler Mısır’da binlerce yıl önce nasıl yaşanıldığını gösteren canlı bir imge sunarlar bize, yine de ilk kez bakan kişiler onları oldukça şaşırtıcı bulabilir. (resim 07). Bunun nedeni Mısırlı ressamların gerçek yaşamı imgeleştirme tarzlarının bizimkilerden farklı oluşudur. Ressam, resmini belleğinden ve resimdeki her şeyin kusursuz bir belirginlikle görünmesini isteyen katı kurallara uyarak yapıyordu. Nitekim bu ürünler bize bir ressamınkinden çok harita çizimcilerin üslubunu anımsatırlar.

Nebamun’un Bahçesi’nde görüldüğü gibi sanatçı her şeyi en net bir şekilde görülebilmesi için boyamıştır. Göl üstten çizilirken, kuşlar ve balıklar profilden çizilmiştir. Böylece biz balıkların cinsini de, ağaçların şeklini de gayet rahat bir şekilde görebiliriz.

Her şey objenin en karakteristik açısından gösterilmelidir, (resim_08) Hesire’nin portresinde görüldüğü gibi bu üretme yönteminin insan figürüne uygulanışını gösteriyor. Baş yandan daha iyi göründüğü için ressamlar başı yandan çiziyordur, vücudun üst bölümü, omuzlar ve göğüs en iyi önden görünüyordu. Böylece kolların bedene nasıl bağlandığı gösterilebiliyordu. Ama hareket halindeki kollar ve bacaklarda en iyi yanlardan görünüyordu. Mısırlıların bu resimlerde böylesine garip bir içimde düz ve çarpık görünmesinin sebebi budur. Mısırlı sanatçıların insanların böyle göründüğünü düşündükleri sanılmamalıdır. Onlar katı kuralları kopyalamaktan başka bir şey yapmıyorlardı. Böylesine katı kuralların büyüsel amaçlarla da ilişkisi vardır. Tabi ki bu hiyerarşiyle de alakalıdır, nasıl ki firavunun mezarı soyluların mezarlarından büyüktür, resimde de görüldüğü gibi firavun diğer insan figürlerinden büyük çizilmiştir.

Karl Lepsius Arşivinden

Bu resim M.Ö. yaklaşık 1900 yıllarına denk düşün Orta Krallık dediğimiz dönemde yaşamış bir Mısırlı soylunun mezarında duvarların nasıl süslendiği hakkında iyi bir fikir vermektedir. Bu soylunun adı Chnemhotep’tir. Doğu çölünün yöneticisidir. Menat Chufu prensidir. Kralın sırdaşıdır, saraya bağlı birisidir. Hem horus, hem anubis rahibi ve de rahiplerin başıdır. İşin daha etkili yanı mumyalayıcıların da başı olmasıdır.

(resim 09 sb) Sol yanda karısı Cheti, odalık, Jat’la birlikte bumeranga benzer bir tür ağaç silahla yaban kuşları avlarken görünüyor. Oğullarından biri, resimde küçük çizilmiş olsa da “sınırlar baş yöneticisi” ünvanını taşıyor. Alttaki şeritte balık avı işlerine bakan Mentuhotep’in yönetiminde dolu bir ağı çekerlerken görünüyor. Yukarıda kapının üstünde yeniden Chnemhotep’le karşılaşıyoruz. Bu kez ağla su kuşları yakalamakta, kuşlar yemin üzerine konar konmaz ipi çekiyor ve ağ kuşları da alarak kapanıyor. Yine Chnemhotep’in arkasında, büyük oğlu Nachtı ve hem hazineye bakan, hem de mezarların düzenlenmesiyle görevli kişiyi görüyoruz. Sağ yanında “büyük balık avcısı, av hayvanından yana zengin, av tanrıçasına bağlı” diye tanımlanan Chnemhotep’i balıkları zıpkınlarken görüyoruz. Yazıt şöyle diyor; “kağıyla, papirüs yataklarının, av kuşu gölcükleri, sazlık ve akarsuları dolaşarak, iki çatallı zıpkınıyla otuz balığı delip geçiyor, su aygırı avlanılan günler ne kadar coşturucudur.” Alt şeritte eğlendirici bir bölüm var; adamlardan birisi suya düşmüş, arkadaşları da onu balık sanıp sudan çıkartmaya çalışıyor. Kapıyı çevreleyen yazıt, ölülere armağanların hangi günler sunulduğunu belirtiyor ve Tanrılara edilecek duaları içeriyor. Her bir kuş veya balık öylesine bir gerçekçilikle çizilmiştir ki, hayvan bilimciler bugün de o kuşun veya balığın türünü hemen saptayabilirler. (Resim-10) Bunlar Chnemhotep’in kuş ağacının yanındaki ağaçtaki kuşlardır.

(Resim -11 üzerine yazılacak: Çakal suratlı Tanrı Anubis, ölmüş bir kimsenin kalbin tartılmasını izliyor, İbis başlı tanrı Thot ise sonucu kaydediyor. M.Ö. 1285 dolayları)


Like it? Share with your friends!

-1
-1 points
dadaoğlu

Haydar Dadaoğlu, Eylül 1980'de Şili'de dünyaya geldi.

0 Comments

Choose A Format
Poll
Voting to make decisions or determine opinions
Story
Formatted Text with Embeds and Visuals
List
The Classic Internet Listicles
Video
Youtube, Vimeo or Vine Embeds
Audio
Soundcloud or Mixcloud Embeds
Image
Photo or GIF